İstanbul'un Tarihinden "Hipodrom"

İnşasına 203 yılında başlanan ve İstanbul’un fethinden sonra yüz yıl daha varlığını sürdüren Bizans’ın en önemli sosyal alanlarından bir olan Hipodrom ile ilgili bilinmeyenler.

İstanbul'un Tarihinden "Hipodrom"
Editör: Haberra
07 Ağustos 2015 - 13:26

İnşasına 203 yılında başlanan ve İstanbul’un fethinden sonra yüz yıl daha varlığını sürdüren Bizans’ın en önemli sosyal alanlarından biri olan Hipodrom ile ilgili bilinmeyenler.Hipodrom, Sultan Ahmet Camii’nin önündeki parkta bulunuyordu. Eski İstanbul, yani Konstantipolis’te Ayasofya dini hayatın merkeziyken; Hipodrom da halkın sosyal etkinliklerinin merkezi halindeydi. Halkın en çok ilgi duyduğu iki konu dini anlaşmazlıklar, çatışmalar ve Hipodrom’da gerçekleştirilen araba yarışlarıydı. Aslına bakılırsa araba yarışlarındaki taraflar, dini ve siyası arenada da birbirine rakip olan gurup ve kişilerden oluşuyordu. Bu sebepten, Bizans tarihindeki pek çok ayaklanma ve halk isyanı Hipodrom’dan başlamıştır.532 Ocak ayındaki Nika İsyanı da buna bir örnektir. Iustinianos’un komutanı Belisarios’un isyancıları Hipodrom’da sıkıştırıp otuz bin kişiye yakın insanı oracıkta katletmesiyle isyan sona erdi. Antik geleneğe göre, isyancılar öldürüldükleri yere gömülürlerdi. Yani isyancıların kalıntıları hala Sultan Ahmet Camii’nin önündeki parkta yerin kat kat altında bulunmakta.Hipodrom’un yapımına 203 yılında İmparator Septimius Severus döneminde başlandı. Büyük Constantinus döneminde ise alan genişletildi ve yeniden tasarlandı. Hipodrom’un uzunluğu 480, boyu 117,5 metreden oluşuyordu; yapılan tahminlere göre otuz bin kişilikti. Hipodtom’un merkezi yani Spina dikilitaşlar ve sütunlarla belirginleştirilmişti. Bunların üçü hala Hipodrom’un önemli anıtlarındandır. Kathisma, yani imparatorluk locasının arenanın doğu tarafında bulunduğu tahmin ediliyor. İzleyicilerin ve at arabalarının Hipodrom’a giriş yaptıkları kuzey kenarı şimdiki Alman Çeşmesi’nin tarafına denk gelir. Sfendon, yani Hipodrom’un yarım daire şeklindeki güney ucu bugünkü meydanın güneyindeki binalara denk geliyordu. Dış duvarın üstünde tüm yapıyı klasik tarzda baştabanlı bir arkat çevreliyordu. Bunlar, Türklerin İstanbul’u fethetmelerinden yüz yıl sonra 1550’de bina yapımı için yıkılıp kullanılmıştır.1960 yılında yapılan kazı sayesinde Hipodrom’un temelleri ve iç anatomisi hakkında biraz fikir sahibi olunsa da kazı yetersiz kaldı ve Adliye binasının temel kazısından öteye geçemedi.Hipodrom’da Yer Alan İki AnıtMısır ObeliskiKuzey tarafında Spina’daki ilk anıt Mısır Obeliski’dir, yani bildiğimiz adıyla Dikilitaş.Dikilitaş Firavun III. Tutmosis(MÖ 1549-1503) tarafından Suriye seferinde Fırat Nehri’ni geçişi anısına ve Yukarı Mısrı’da Teb şehri karşısındaki Deir el Bahri’ye dikilmiştir. Günümüzde yaklaşık yirmi metre olan Dikilitaş’ın bu boyutu kırılmış halinin uzunluğudur. Sir Flinders Petrie’ye göre anıtın orijinal boyuotuz metre ve ağırlığı 800 tondu. Dikilitaş’ın Konstantipolis’e MS dördüncü yüzyılda Büyük Constantius tarafından getirildiği tahmin ediliyor. Orijinal büyüklüğünde olmamasına rağmen anıt dikilememiş ve 390 yılına kadar kıyıda bırakılmıştır. 390 yılında, Büyük Theodosius tarafından şimdi bulunduğu yere dikilmiştir. Anıt, kabartmalarla süslenmiş ve mermer kaide üzerindeki dört adet tunç takoza oturtulmuştur. Kabartmalarda imparator ve ailesi Hipodrom’da İmparatorluk locasında oturur vaziyette gösterilmiştir. Dikilitaş’taki Yunanca ve Latince yazılar anıtı dikmelerinden dolayı Theodosius ve vali Proklus övülür. Latince yazılarda, anıtın hazırlanmasının otur gün sürdüğü yazarken; Yunanca yazılarda otuz iki gün sürdüğü yazar. Yılanlı SütunYılanlı Sütun’u oluşturan birbirine dolanmış üç bronz yılan Delfi’deki Apollon Tapınağı’ndaki bir andacın kaidesiydi. Plataea Savaşı’nda (MÖ479) Persleri yenen otuz bin Yunan şehrinin Tanrı Apollon’a minnet olarak ithaf edilen andaç olarak da bilinir. Efsaneye göre, bronz yılanlar mağlup Pers askerlerinin kalkanlarından yapılmadır. Galip gelen otuz bin Yunan şehrinin isimleri yılanların kıvrımlarının alt tarafına yazılıdır. Sütün, Büyük Constantin tarafından Delfi’den getirtilmiştir. Önce Ayasofya’nın avlusuna konmuş fakat; sonradan Hipodrom’a taşınmıştır. Kayıp yılan başlarıyla ilgili bir çok olası hikaye anlatılsa da en yüksek ihtimal, 1700 yılında Polonya Elçiliği’nden biri tarafından koparılmış olmasıdır. Yılanbaşlarından birisi 1847 tarihinde bulunup Arkeoloji Müzesi’ne konmuştur.Kolossos SütunuHipodrom’un merkezinde yer alan üçüncü antik sütun ise Fransız gezgin Gyllius’un demesiyle “Kolossos” ya da son zamanlarda yanlış olsa da Constantinos Porfirogennitos Sütunu olarak anılır. Bu sütuna iki ayrı isim verilmesinin sebebi sütunun tabanındaki Yunanca yazıdan kaynaklanmaktadır. Bu yazıya göre sütunu İmparator VII. Konstantinos Porfirogennitos (921-959) tarafından onarılarak bronzla kaplatıldığı belirtilir. Aynı zamanda sütunun zamanla bozulduğu da yazılıdır. Bu nedenle sütunun daha eskiden, örneğin Büyük Theodosius veya Büyük Constantinus zamanında dikilmiş olabileceği de düşünülüyor.      

YORUMLAR

  • 0 Yorum