Uzmanların Hatay'daki Tahtaköprü ve Hamamat kaplıcalarında yaptığı ölçümlerde şoke edici bir gerçek ortaya çıktı. Bölgede meydana gelen 4.9 ve 4.3 büyüklüğündeki artçı sarsıntılardan hemen önce, sudaki radon gazı aktivitesinin normal seviyenin tam 5 katına fırladığı gözlemlendi. Depremin ardından ise gaz seviyesi hızla normale dönüyordu.
Peki, Bu Sistem Nasıl İşliyor?
Prof. Dr. Erdoğan, bu olağanüstü durumu şu sözlerle açıklıyor:
"Yer altındaki fay hatlarında basınç ve sıkışma arttığında, kayalar çatlıyor. Bu kırıklardan açığa çıkan radon gazı, yer altı sularına veya toprağa karışarak yüzeye çıkıyor. Yani radon gazı ölçümleri, gelecekteki olası depremlerin tahmin edilmesinde hayati bir 'erken uyarı sistemi' olarak kullanılabilir."
Sadece deprem Habercisi Değil, Aynı Zamanda "Sessiz Bir Katil"
Radon gazının yeryüzüne çıkışı sadece sismik hareketliliğin bir işareti değil; aynı zamanda halk sağlığı için de ciddiye alınması gereken bir tehdit.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre radon gazı, dünyada sigaradan sonra akciğer kanserine yol açan birinci etken konumunda bulunuyor. Havadan daha ağır bir yapıya sahip olan bu radyoaktif gaz, özellikle yalıtımı zayıf olan binaların zemin ve bodrum katlarında birikiyor.
Solunum yoluyla ciğerlerimize çekilen havadaki toz zerreciklerine yapışan radon, DNA hasarına yol açarak kanser riskini tetikliyor.
Korunmanın Yolu Çok Basit: Camları Açın!
Peki bu sinsi tehlikeden nasıl korunacağız? Uzmanlar panik yapmaya gerek olmadığını, çözümün son derece basit olduğunu belirtiyor. Radon gazı kapalı ve havasız ortamlarda biriktiği için, evleri (özellikle alt katları) düzenli olarak cereyan yaptıracak şekilde havalandırmak bu gazın dışarı atılması için yeterli oluyor.








