Milli İşeyaramazlık Teşkilatı

Mertcan Yoldaş'ın "Milli İşeyaramazlık Teşkilatı" adlı köşe yazısı.

Milli İşeyaramazlık Teşkilatı
Editör: Haberra
12 Ekim 2015 - 09:02

Acı devamlı büyüyen bir çığ haline gelirse insan yüreğini farklı karanlıklara çeker. Acıyla hemhâl olmak, bu coğrafya insanlarının kaçılmaz kaderi haline gelmiştir. Evet, Mezopotamya kandan beslenen coğrafyadır. Mezopotamya, Kerbela’ların anavatanıdır. Bu coğrafyada insanlar ölür, ölür ve yine ölür. Ölmek bir seçenek değildir bu insanlar için, bir sondur. En acıklı olanından en değersiz olanından bir sondur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin belli başlı kurumları vardır. Bu kurumlar, devlet ve millet tarihinde hep en önemli rolleri oynamışlardır. Bu kurumlardan birisi Milli İstihbarat Teşkilatı’dır. Kısaltılmışı MİT. Eski adıyla Teşkilat-ı Mahsusa. Bu kurumun son yıllarda uğradığı dejenerasyonu başka hiçbir kurum yaşamamıştır. Dejenerasyon belki de en hafif tabir olarak kalır. MİT, Cumhuriyet Türkiye’sinde güya Teşkilat-ı Mahsusa’nın o önemli görevini devam ettirebilmesi gayesiyle kurulmuştu. Fakat kurulduğundan beri Teşkilat-ı Mahsusa kadar hayati konularda çok önemli işlere imzasını atamasa da MİT, belli bir ağırlığı olan bir kurum olarak varlığını devam ettirdi. Bugün gelinen noktada resmi olarak olmasa bile fiili olarak iflas bayrağını çekmiştir MİT. Son olarak Ankara’da yaşanan vahim olay, bunu görmek istemeyenler için bile en somut örnek durumundadır. Şaka değil, yalan değil, Ankara’da yaşanan olay, Cumhuriyet Tarihi’nin en kanlı terör saldırısı olmuş durumdadır. Olayın olduğu meydan, olayı kim yaptı bilmiyoruz şuan ki belki de hiç bilemeyeceğiz çünkü fail-i meçhullerle meşhur olmuş bir ülkeyiz şaşmayın, bunu gerçekleştirenlerin adeta bir meydan okuma yeri olmuştur. Patlamanın gerçekleştiği yer, Emniyet Müdürlüğü’ne 1 km, MİT’e 3 km uzaklıktadır. Tabii ki de terör, önlem alınsa bile bir yerlerde illa ki patlak verecek bir şeydir. Terörü tabii ki de sıfıra indiremeyiz. Bunun en bariz örneği, dünyaya meydan okuyan ABD’nin 11 Eylülü yaşamasıdır. Ancak ABD’nin birçok başarılı operasyona imza atarak birçok olayı daha gerçekleşemeden imha eden bir CIA kurumu vardır. Bu bir gerçektir ve ABD böyle olayları bizim gibi çok sık yaşamaz. CIA’in sayabildiğimiz büyük başarılı operasyonlarının olduğunu biliyoruz. Ne yazık ki bilmediğimiz ve görmediğimiz tek şey, MİT’in son yıllarda böyle bir iş başarabildiğidir. Büyük ülkeler, büyük istihbarat örgütleriyle vardırlar. İstihbarat örgütleriyle ilgili daha önce yazdığım bir yazımda değinmiştim bu acı gerçeğe. Tabii MİT’in kötü olduğu gerçeğinden başka işin bir diğer boyutu da vardır. O da Ortadoğu’nun kaynadığı, ülkemizin ateş altında olduğu bu ortamda, terör örgütlerini tahrik edercesine bir kalabalığın toplanmasıdır. Ülkenin başkentinde, binlerce kalabalığı toplayıp miting yapacağız demek tam anlamıyla terör olaylarına davetiye çıkarmaktır. Zaten eylemlerini gerçekleştirmek istediği böylesi bir etkinlik arayan terör örgütleri için bu durum müthiş bir fırsat olmuştur haliyle. Ben bu ortamda seçim mitinglerinin dahi birer tehlike arzettiğini düşünmekteyim. Birilerinin, “Efendim bu olayları engellemek de istihbaratın ve emniyetin görevidir. Biz neden eylemimizi yapmayalım?” dediğini duyar gibiyim. Ben de tam bu noktada diyorum ki, “Efendim istihbarat ve emniyet kötüyse biz de kendi önlemimizi kendimiz almak zorundayız. Ülke gerçeklerine göre hareket etmeliyiz ki bazen istihbaratınız iyi olsa bile bunları yaşayabilirsiniz. Dünyada bunun birçok örneği mevcuttur. Böyle bir ortamda kalabalık toplamamak meseleyi kökünden halletmektir.” Bu nedenle ben bu organizasyonu gerçekleştiren, binlerce insanı barış mitingi diye oraya yığan, KESK, DİSK vb sendika ve sivil toplum örgütlerinin de olayda sorumlulukları olduğunu düşünüyorum. Oraya saf ve temiz niyetleriyle giden insanların da o an için sağlıklı düşünemedikleri inancındayım. Ülkenin böylesine vahşi ve dehşetli günlerden geçtiği şu zaman dilimlerinde, her kesimden insanın oturup sağlıklı, sağduyulu düşünmeleri lazım. Buna bu ülkede yaşayan herkesin çok şiddetli bir şekilde ihtiyacı var. Ben bugün burada oturup ölenler için ağıtlar yakacağıma, ölü edebiyatı yapacağıma, bu ölümleri nasıl en aza indirgeriz onun derdinde olmak zorundayım. Ülkede yönetici sınıfındaki sorumlu insanların hiçbir şey yapmadığı, bu yetmezmiş gibi hatalarını kabul edip bir istifa etme erdemini bile göstermedikleri ortamda, canlarını korumak vatandaşların bizatihi kendisine düşüyor. Türkiye son yıllarda şiddet içeren, ölü sayıları gittikçe artan birçok olay yaşıyor ve yaşamaya devam ediyor. Bu ölümlerin elbette ki bir takım sorumluları var. Sorumlu olup kendini bilen insan ne yazık ki bu ülkede kalmamıştır artık. Erdemli insanların azaldığı bir ülkede hayat sürmekteyiz. Bunda sadece yöneticilerin değil, o yöneticileri doğurup başına getiren toplumun da büyük kabahati var. Yazımı dindar bir toplum olarak geçindiğimiz ancak o dini bile bilmediğimiz gerçeğini hatırlatmak için Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in iki tane hadis-i şerifiyle noktalamak istiyorum… “Fitne zamanında yürüyen koşandan, duran yürüyenden, oturan ayakta dikilenden, yatan oturandan, uyuyan yatandan daha hayırlıdır.” (Buhari, Fiten, 9; Müslim, Fiten, 10, 13; Tirmizi, Fiten, 29; Ebu Davud, Fiten) Siz nasıl olursanız sizin idarecileriniz de öyle olur. Nasılsanız öyle idare edilirsiniz.” (Keşfü’l- Hafa, 2:311)

YORUMLAR

  • 0 Yorum